Gazipaşa Mah. Yavuz Selim Bulvarı, NO:90, Kat:1, Ortahisar/TRABZON
GSM :0533.4795034 İş :0462.3265953
bilgi@biyoenerjienstitusu.com

TİTREŞİM TIBBI

TİTREŞİM TIBBI (*)

Kavramsal tanım

Evrende her şey bir enerjidir ve her enerjinin kendine ait bir özelliği vardır. Hem fiziksel hem de fizikötesi alanda; her şey enerji döngüsü ve enerji alanları üzerine kuruludur. Fiziğinizin, düşüncelerinizin, duygularınızın hatta ruhunuzun enerjisel bir alanı vardır. “Titreşim tıbbı”, çeşitli formlardaki ve frekanslardaki enerjiyi kullanarak hastalığı teşhis etme ve iyileştirme yaklaşımına verilen addır.

Röntgen filmi ve kanser için radyasyon terapisi gibi geleneksel olan, ağrıyı tedavi etmek için elektriksel sinir stimülatörü (uyarıcı) ve kırık kemiklerin iyileştirilmesinin hızlandırılması için elektromanyetik alan stimülatörü yaklaşımlarını da içeren, terapi olarak farklı türlerdeki enerjinin iyileşme için uygulanmasını içerir. Tam spektrumlu (görüntülü) ışık bile bir mevsime özgü etkili bozuklukları veya “kış bunalımı” tedavisinde kullanılmaktadır. Bununla beraber titreşim tıbbı; aromaterapi, akupunktur, homeopati, Bach çiçek özleri, biyoenerji gibi tedavilerin daha ince formlarını da kapsamaktadır.

Dr. Richard Gerber, Titreşim Tıbbı adlı kitabında, “Bu, tüm insanlığın daha gelenekselden çeşitli terapilere devam eden stres tedavisinin, bazen de tamamlayıcı tıp olarak başvurulanın geniş yelpazesidir” der. Evrende her şeyin kendine ait bir titreşimi vardır. Vücudumuzun da titreşimi var. Tüm canlılar da titreşim aracılığıyla iletişim kurar. Sağlıklı bir insanın yaydığı titreşim yaklaşık 60-70 hertz, hasta bir insanın ise yaklaşık 40-50 hertzdir. Peki bunlar fiziksel boyutta mıdır sadece? Hayır, duygu ve düşünceler de frekansımızı etkiler. Nefret, öfke, üzüntü gibi olumsuz düşüncelerin insan frekansını 12 MHz kadar düşürdüğü, oysa mutluluk, aşk, sevgi, neşe, bütünlük gibi olumlu duygu ve düşüncelerin frekansı 10 MHz kadar yükselttiği bilimsel olarak ispat edilmiştir.

Bizler, hangi titreşim seviyesindeysek o titreşimdeki olayları, insanları ve olayları hayatımıza çekeriz. Yani benzer titreşimler birbirini çeker.

Evrendeki her şey enerjiden oluşmuştur dedik. İnsan vücudu ise hücre çekirdeğindeki atomdan başlayarak aslında tüm organ ve sistemleri ile elektrik üreten ve frekans yayan bir varlıktır. Bedenimiz muhteşem kurgulanmış bir makinedir. Bu makine, dışarıdan gelecek tehlikelerden içeriden gelecek saldırılara kadar, her türlü duruma karşı savunma mekanizması olan ve sorun yaşadığında kendi kendini iyileştirmeye programlanmış bir enerji sistemidir.

Bu enerji sistemini ne zayıflatır? Kötü beslenme, sigara ve alkol, kötü yaşam ve çevresel şartların vücudumuzda biriktirdiği toksinler, yaşadığımız duygusal ve fiziksel travmalar, yaşadığımız olaylara yüklediğimiz duygusal anlamlar biyolojik olarak birikirler. Vücudumuzda bütün organlara ve dokulara ulaşan belli enerji merkezleri (çakra ve meridyenler) vardır. Bu merkezler sayesinde evrenden bedenimize enerji alışverişi her gün devam eder. Yaşadığımız olumlu ya da olumsuz her olay, duygusal olarak yüklediğimiz anlamlar, vücuttaki enerji sistemimizin etkilenmesine neden olur.

İnsanın yaşamı boyunca vücudunda gerçekleşen sayısız hücre faaliyetinin temelinde hep elektrik vardır. Başka bir deyişle, vücuttaki tüm kimyasal işlemler elektrikle olup biter. Ancak her şey hücre yapısındadır. Yani atomlarda. Atom ne demek? Her şeyin ama etrafımızda gördüğümüz her şeyin yapıtaşı atomdur. Atomun içinde ise proton, nötron ve elektronlar vardır. Proton ve nötron çekirdekte bulunur, elektronlar ise çekirdeğin etrafında sürekli dönen hareketli taneciklerdir. Protonlar pozitif, elektronlar negatif elektrik yüklü, nötron ise yüksüzdür. Atomdaki elektron ve proton miktarı birbirine eşittir. Bu eşitlik de atomun nötr durumda olmasına neden olur. Atom fazladan bir elektron kazandığında bu onu negatif hale getirir ve denge bozulur. Atom bir elektron kaybettiğinde ise bu kez de pozitif yüklü olur. Bu dengesizlik elektron akımı başlamasına yol açar ve işte bu elektron akımı da “elektrik” olarak tanımlanır. Trilyonlarca atomdan meydana gelen insan vücudu elektronların hareketiyle ortaya çıkan enerjiyle çalışır. Ne muhteşem bir mekanizma değil mi? Yoksa Matrix filminde bahsedilen ve bize elektrik üreten makineler denen sistem bu mu?

İnsandaki enerji elektrik enerjisi nasıl bir enerjidir?”

İnsan vücudundaki sinyal iletisi, sinir sistemini oluşturan nöronlar tarafından iletilen atkılardan oluşur. Bu sistem, bir AC ya da DC güç sistemleri gibi değil de –sistemin gelişmişliği ve işleyişinin mükemmelliği günümüzde hâlâ yavaş yavaş anlaşılabildiği için– bizim bilincimizin anlayacağı bir örnekle, telgraf sistemine benzetilebilir. Telgraf sistemi, çeşitli kodlar kullanılmak suretiyle mesafeler arasında elektrik sinyalleriyle yazılı bilgi gönderilmesini sağlayan bir cihazdır. Bizim vücudumuzda gerçekleşen ise elektriksel bilginin yazısız aktarımıdır. Telgraf örneği bu anlamda yetersizdir. İletişimi anlayabilmeniz açısından bunu sanırım şöyle anlatabiliriz: Mesela ayağımıza batan bir dikeni saniye içinde hissederiz ve buna tepki verme sırasında elektrik sinyalleri ile bilgi akışı sağlanır. Bu saliseler içinde gerçekleşir. Yani elektriksel akımlarla sinir sistemi hemen hasar raporu verir.

Başka bir önemli konu da bazı hücrelerin diğerlerinden daha fazla elektrik üretmesi. Örneğin sinir hücreleri ve kalp hücreleri çok fazla elektrik üretirler ve sinir hücrelerinin, mesajlarını uzak mesafelere iletmeleri gerekir. Bu yüzden hem kendileri için hem de bu mesajları iletmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Peki, kalp hücreleri neden daha fazla elektrik üretiyor? Tüm vücudumuza kan pompalama görevi dışında? Kalbin başka işlevleri olduğu için olabilir mi? Ya da şu yükselmiş üstatların, gördüğümüz yüksek enerjisi bu mudur? Bir düşünmeli. Dünyadaki en yüksek titreşimin sevgi olduğunu söylüyor ya bütün eski ve kadim kaynaklar, korkunun düşük frekansının hâkim olduğu şu dünyada kalplerden yayılan sevgi enerjisini aktive edebilseydik nasıl bir dünya olurdu? Yayılabilir miydi sevgi? Gücüyle dünyayı aydınlatabilir miyiz? Tabii ki. Önce titreşimimizi düzenlemeli.

Titreşim Tıbbını Kimler keşfetti?

Royal Raymond Rife 1920’li yıllarda temellerini attı bu sistemin. Rife, virüsleri canlı olarak gözlemleyebilen ilk bilimadamı. Rife kendi geliştirdiği mikroskobu ve polarize bir ışık ile bu gözlemleri yapmaya başladı ve bir gün gözlemlediği virüsün aniden parçalandığını ve öldüğünü fark etti. Bunun nedenini araştırdığında, kullandığı polarize ışığın frekansı ile virüsün yaşam frekansının tuttuğunu fark etti. Daha sonra virüs, bakteri, mantar ve benzeri patojenlerin öldüğü frekansları bulmaya başladı.

Kanseri “BX virüsü” olarak tanımladı ve o dönem dünyada büyük ilgi uyandırdı, gazetelerde manşetlerde yer aldı. Tabii ilgi artınca çalışmalarını hızlandırdı, başka bilimadamlarının da katkılarıyla Kaliforniya Pasadena’da bir klinik kurdu. 16 kanserli hastanın 14’ü tamamen iyileşti. Ne mi oldu sonra? Dönemin büyük ilaç kartelleri Rife’ın çalışmalarını engelledi. Fakat, bu çalışma bilimadamlarının hep merak konusu oldu ve el altından bu araştırmalara devam edildi. Böylece zaman içinde Rife jeneratörleri vebiyorezonans cihazları gibi çeşitli cihazlar ortaya çıktı.

Sistemin Çalışma Prensipleri

Manyetik rezonans, doku ve organlara içindeki DNA düzeyinde etki ederek, sinir sistemi, kalp damar sistemi, kemik, sindirim gibi akut veya kronik rahatsızlıkları daha çok erken safhasında saptayabilmektedir.

Manyetik rezonansla bedenin genel iyilik durumu ve olası riskleri, o kişinin genetik yatkınlığına göre tespit edilmektedir. Manyetik rezonans ve bitkisel terapi, alopatik tıp terapisi gibi diğer terapi yöntemleri ile birlikte yapılabilmektedir. Kullanılan kimyasal ilaçların yan etkilerini azaltması büyük bir avantaj sağlamaktadır.

Bir titreşim tıbbı cihazına bağlandığınızda, homeopatiden farmakolojiye, NLP’den, elektro-akupunktura Batı ile Doğu tıbbı prensiplerinin vekuantum fiziğinin harmanlandığı, Doğu ile Batı’nın felsefe ve şifa tekniklerini birleştirmiş bir sistemle şifa alırsınız. Temel prensip şudur: Bütünsel şifa yaklaşımına göre tüm fiziksel ve ruhsal dengesizlikler önce kişinin enerji sisteminde başlar. Vücudumuzdaki her bir organ kendi enerjisiyle titreşir. Bu titreşim enerjisi duygular, travmalar gibi zihinsel ve ruhsal etmenlerin yanı sıra, fiziksel boyutta toksinler, mikroorganizmalar sonucu bozulduğunda organ fonksiyonlarını kaybetmeye başlar. Titreşim veya enerji-terapi, hücresel düzeyde her organın kendi titreşim frekanslarını düzene koyarak çalışır ve böylece organ dengelenmeye, yenilenmeye ve iyileşmeye başlar.

Organlardan gelen enerjik yanıt, olması gereken enerjisel frekansa ulaşıncaya kadar, sistem özgün frekansı ile organları beslemeye devam edecektir. Vücudumuzun birçok bölgesi terapi sonrasında doğal frekansında titreştiği zaman, kendini iyileştirmek için daha yüksek enerjisel frekansa sahip olur. Anlattığım şey size bilimkurgu filmleri veya masal gibi mi geldi? Hayır. Bu cihaza kendim dahil tüm tanıdıklarımı soktum. Dengedeyim.

Her şey enerjidir. Enerji düşünceyi takip eder, düşünce inancın olur, inancın gerçekliğini belirginleştirir, gerçekliğin de kaderini şekillendirir.

(*) https://www.aysetolga.com/titresim-tibbi-nedir